AŞKLARIN VE METAFİZİKLERİN YURDU
Mehmet Akkaya

Geriye bakmayı sevmek konusunda insanlar farklı eğilimler gösterir. Eski; iyi veya kötü özellikleriyle geride kamıştır, ona mazi denilir. Felsefede, sanat ve edebiyatta eskilik romantik kişiliğe ve romantizm akımına karşılık da gelir. ‘Geriye giderek ilerlemek’ ifadesi romantizm için kullanılabilir. Oysa ‘ileriye bakarak ilerlemek’ anlayışı, bazı sorunlu yanlarına rağmen daha ilgi çekicidir. Descartes’ın da buna yakın bir görüşü olduğu söylenir. Filozofa göre eskiyle fazla ilgilenenler gidecekleri hedefi bulmakta gecikirler. Amaçlarını gerçekleştirmede de gerekli başarıyı gösteremezler. Eskiyi mercek altına alarak dersler çıkarılabileceği de kuşkuludur. Çünkü tarihte tekrar yoktur. Tarihsel olay ve olguları tekrar etme imkanı da bulunmuyor. Nihayet geçmişin “güzel” ve “mutlu” günlerini anarak avunmak da insanın değişik bir özelliğidir.

Liseli Dostlarla Buluşma

Kocasinan Lisesi’nin 1984-85 mezunlarından bir grup arkadaşın ve yine birkaç hocanın katıldığı buluşmaları duyuyor ve davet ediliyordum. Bu hafta sonu yapılan buluşmalara benim de eşlik etme durumum oldu. Birkaç kişi dışında kimseyi tanımadığımı fark ettim. Yine de gördüğüm hoca ve arkadaşların davranışları, konuşmaları sayesinde eski günler zihinlerde epeyce canlandı. Dostoyevski’nin dediği gibi anılar, insanı çocukluğun beşiğine götürüyor. Buradan bakıldığında da insan eskiyi bıraksa bile, eski insanı pek de bırakmak istemiyor. Yemeklerin yenildiği, envai çeşit içkilerin içildiği, dansların edildiği gece boyunca ve onu izleyen anlarda, zihnimde nelerin kaldığını, nelerin tazelendiğini düşünmeden edemedim.

Lise: İlk Aşkların Yeşerdiği Yıllar

Bir genelleme içinde, ilk aşkların yeşerdiği, erkekler için bıyıkların terlediği, genç kızların ergenleşip olgunlaştığı çağlardan söz edilir. Ortaokul ve lise yıllarını, 13 ile 18-20 yaş kuşağı olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Freudcu jargonla söylenirse cinsel libidonun etkili olduğu yaşlardır. Aşk ve cinsel deneyim bakımından tecrübenin zayıf olduğu bu çağlarda genç kız ve erkekler gelişigüzellikler içinde yaşar. Halk tabiriyle ‘gönlün aka da boka da konduğu’ bu zamanların uygulamaları, alışkanlıkları, tarafların ileriki yaşlarında da etkili olur. Bu yüzdendir ki ‘geçmiş geleceği belirler’ denilmektedir. Genç insanların, bu yaşlarda sıklıkla akıl yerine duygulara başvurduğu dönemdir. Lise çağlarında genç kızlar ya da oğlan çocuklar yanı başlarında durduğu halde, birçok öğrencinin, buna rağmen hocasına/öğretmenine aşık olduğuna rastlanmıştır. Öğrencisine ‘hassas bir ilgi’ besleyen hoca/öğretmen sayısı da az değildir. Bu açıdan, sanırım liseli yılların, -ilk- aşklara yurt olduğu ileri sürülebilir.

Lise: Metafizik Araştırmalar Çağı

Pek çok çağdaş pedagog gibi Rousseau da (Ruso), gençlik yıllarının özgünlüğüne işaret eder. Filozofa bakılırsa 12-18 yaş aralığındaki genç insanlar birçok bakımdan meraklı olmakla birlikte bilhassa metafizik diyebileceğimiz konularda da duyarlı hale gelirler. Dünya nasıl oluştu? Tanrı var mı? Politika, felsefe, bilim neyle uğraşır? İnsan nasıl var oldu? Evrim mi yaradılış mı, hangisi akla daha yatkındır? Genç insanların sorusu, çocukların merakından daha farklı niteliktedir. Çocuk ebeveynin verdiği yanıtlarla yetinirken genç insan itirazlarını, eleştirilerini sürdürür. Gerektiğinde risk alır, kendini ortaya koyar. İnsanın otoritelere de itiraz ettiği çağlardır andığımız dönem. Faşizm koşullarında pek çok hoca ve okul yöneticisine itiraz ettiğimiz sahneleri unutmak zordur. Öğrencilerin kimlik ve kişilik kazandığı dönem olan lise çağları aynı zamanda politikayla, ülke ve dünya sorunlarıyla da ilgilenilmeye başlanan dönemler olarak hatırlanır. Dolayısıyla metafizik deyince de felsefeyi, fiziksel dünya sorunları yanında teorik meseleleri anlamak gerekiyor.

1980-85 yılları ülkemizin sosyal, siyasal tarihi açısından es geçilecek tarihler değildir. Toplumun susturulduğu, daha dün derse gelen öğretmenlerin bir daha görülmediği, bunların bazılarının gazete ve radyolarda adlarının duyulduğu yıllardı. Anarşist, terörist laflarının fazlaca dolaştığı, Kenan Evren adının hiç eksik olmadığı günleri bizim kuşak belli belirsiz hatırlıyor. Çünkü ağır bedelleri ödeyenler birkaç yaş daha büyük olanlardı. Kenan Evren’i yol boyunca karşılamaya birçok defa gitmiştik. Bizim payımıza da böyle itaat eden pratikler düşmüştü. Şimdi şu salonda bulunan hocaların hangileri bu işgüzarcı tutumu, organize ediyor ve destekliyordu, bilmek zor. Bu yüzden de nitelikli bir eğitim döneminden asla söz edemeyiz. Her dersin Muhammed Peygamber’le veya Mustafa Kemal ya da Kenan Evren ile noktalandığı sıklıkla görülürdü. Türkçü ve İslamcı bir eğitim müfredatında egemen sınıf ve ideolojiler hemfikirdi anlaşılan.

Lise: Sınıf İlişkilerinin Aynası

Kocasinan, şu anda Bahçelievler ilçesinin sınırları içindedir. Eskiden bu ilçe Bakırköy’e bağlıydı, bir semt görünümündeydi. Kocasinan ise şimdikinden daha popüler bir isimdi. Lisenin adı da bu popülariteye uygun olarak düşünülmüştü sanırım. Tipik bir emekçi semtiydi. Seksenli yıllarda ve biraz evvelinde sol faaliyetlerin de çok etkili olduğu bir mekandan söz ediyoruz. Varlıklı veya burjuva dinilebilecek tipte öğrenciler var mıydı, hatırlamıyorum. Ekonomik açıdan keskin sınıf ayrımlarının olduğu bir çevre değildi. Dolayısıyla sınıf ilişkilerini gözlemek de mümkün olmuyor. Yine de bugünkü gecede, salonda arkadaşların aktarımlarına bakılırsa bizim devreden milletvekili hatta bakan bile olanlar varmış. Böylelerinin sonradan palazlanmış olduğunu düşünmek mümkündür. Lisenin bir yanında Soğanlı mahallesi vardı, burada muhalif radikal kesimlerin varlığından söz edilirdi. Yenibosna semti de yine benzer bir üne sahipti. Şirinevler’den Mahmutbey’e uzanan mıntıkalar da emekçi semtleri olarak biliniyordu. Şimdi de durumun fazla değiştiği söylenmez.

Çatışan Kültürler ve Değerler

Galiba 1984 yılıydı, yine Beyazıt’ta bir balo salonu kiralanmış ve birkaç sınıfın öğrencileri bu baloya katılmıştık. Baloyu öğrenciler mi, okul yönetimi mi düzenlemişti, hatırlamak kolay değil. Bir de topluca tiyatro ve sinemaya gitmeler vardı. Bakırköy’de Karya Sineması’na gidilirdi. Yılmaz Güney’in filmlerini, Ferhan Şensoy’un “Şahları da Vururlar” adlı oyununu o yıllardan hatırlayan arkadaşlar olacaktır. Bunu yapanların muhalif diyebileceğimiz ve henüz hapsedilmemiş hocalar olduğunu anımsıyorum. Eski balo ve sanat günlerinden, daha fazla bir şey hatırlamıyorum. Şimdiki geceye ise tuzu kuru denilebilecek bir kesimin iştirak etmiş olması hemen dikkati çekiyor. Dikkati çeken bir nokta da topluluğun yaşam tarzına dairdir. Çarşaflı ve türbanlı kimse yok. Seküler kesim ağırlıkta. Yaklaşık iki yüz insan (arkadaş) katıldığı halde tümünün “modern” denilecek bir kıyafet ve davranış tarzıyla var olması düşündürücüdür. Düşündürücüdür demek gerekiyor; çünkü ülkemizde sınıf karşıtlıklarını gizlemek için dinci-laik sorununun sahte bir sorun olduğunun da göstergesi gibidir bu tablo.

Lise: Değişen Dünya Değişmeyen Değerler

Okul yıllarındaki balo ya da baloların düğün salonlarında olduğunu şimdikinin ise lüks bir otel resturantında olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Şimdi de bu baloya/geceye katılmak için ekonomik olgular sorun olsa da eski yıllarda çok daha zor olduğu unutulacak bir konu değil. Toplumda bir zenginleşme mi oldu dersiniz? Bu konu; iktisat ve politika gibi sosyal bilimlerin başlı başına tartıştığı bir meseledir. Yalnız topluluğun oyun tarzında farklı bir durum görüldüğünü ileri sürmek zor görünüyor. Pistteki oynayan, dans eden, şarkı söyleyen şu kadın ve erkek arkadaşlara yakından bakınca okul yıllarının gecesine kadar gerilere gittiğimi fark ettim. Yeni oyunlar, yeni şarkılar, yeni danslar yoktur, yaratıcılıktan da eser bulunmuyor. Bu da kültürel alışkanlıkların kolay değişmediğini gösteren bir olgu olsa gerek.

Değerlerin değişmemesi diye bir durum yok aslında. Değerlerin değişmesi uzun yıllar ya da çağlar alıyor sadece. Hele fiziksel değişiklikler ise kaçınılmaz ve çok belirgin oluyor. Liseli arkadaşlarla çekilmiş grup fotoğraflarına baktığımda birçoğunda kendimi bile tanıyamadığımı fark ettim. Bu yüzden de az çok tanınır olduğunu düşündüğüm kareleri paylaşmakla yetiniyorum…