NAZIM HİKMET 116 YAŞINDA

Mehmet Akkaya

Nazım Hikmet’in doğum tarihi 16 Ocak 1902 olarak görülüyor. Bu günlerde de 116. Yaş günü kutlamaları yapılıyor. Kısa adı TÜKODER olan Tüketicileri Koruma Derneği’nin Bağcılar Şubesi’nde de bir kutlama programı yapıldı. Şiirlerin okunduğu ve konuşmaların yapıldığı toplantıda kitaplar sergilendi. Gece şarkılar, türküler eşliğinde devam ederek bitirildi. Konuşmalarda büyük şairin özgünlüğüne vurgu yapılırken sanatıyla, yaşamıyla bir savaşçı olduğu üzerinde duruldu.

Yakın tarihimizde sanat, siyaset ve edebiyat çevrelerinde en çok konuşulan isimlerden biri oldu Nazım Hikmet. Onu kimileri şair olarak bile düşünmek istemezken, kimileri de sıradan bir şair olarak görmeyi arzuladı. Kimileri eserleri sansür edilmesi gereken biri olarak kavradı onu. Kurulu düzen ise Nazım’ı “vatan haini” olarak belirledi, halk ona iflah olmaz bir komünist olarak baktı, edebiyat tarihçileri ve eleştirmenlerden onu övenler oldu; göklere çıkardılar, eleştirenler oldu; yerin dibine batırdılar. Polisler, savcılar onu izledi. Çok sayıda dostu çok sayıda düşmanı oldu. Etkisi yurt içinde de yurt dışında da hep sürmeye devam etti. Nazım’ın üzerine çokça değerlendirme yapılsa da köklü çalışmalar ya pek az yapıldı ya da hiç yapılmadı. Dolayısıyla Nazım’ın toplumumuzca az çok anlaşıldığını söylesek de çok iyi kavrandığını söyleyemiyoruz.

Kitleleri Peşinden Sürüklemek

Yaşama ülke ve dünya penceresinden bakabilmeyi başarmış şairimizin üzerine yeterli çalışmaların yapılamaması ve geniş halk kitlelerince gereği gibi anlaşılamamasının nedenlerinden birisi de onun sanatının derinlikli oluşuyla ilgiliydi. Nazım Hikmet’i anlamak demek sanatın az çok yakınında olmak, şiiri sevmek, insanı sevmek demektir. Onu anlayıp açıklamalar yapabilmek, onu doğru yorumlayabilmek, onu bir eleştirmen titizliğiyle açıklayabilmek ise sanatın, düşüncenin gelişim çizgisini bilmeyi, sanatın temel kavramlarıyla hesaplaşmış olmayı, şiirin girdisinden çıktısından haberdar olmayı gerektiriyor. Bu yüzden onun şiirlerini okuyup anlamak isteyenler az çok bir çaba harcamayı göze almalıdırlar. Yine de kitleleri şiirin içinde harekete geçiren ender şairlerden birisidir. Kitleleri peşinden sürüklemek de diyebiliriz.

Nazım Hikmet, hem kendi çağında hem ölümünü izleyen yıllarda hem de günümüzde, ülkemizin en yüksek bilinçlerinden birini temsil etmeyi sürdürüyor. Onun şiirlerinin estetiği, felsefesi, içerdiği politik bildirisi yanında, şiirinin üslubu ve dili yaratıcı tarzda kullanma biçiminin –çok yazık ki- aşıldığı söylenemez. Şairin güncelliğini de bu bağlamlarda ele almak gerekiyor. Onu anlamak, şiirini ve şiirini de aşan sanatsal etkinliklerini, politik kimliğini, filozofça bakışını, bilimsel dünya görüşünü, hatta aşklarını, etik ve estetik duyarlılıklarını ele almayı gerektirir. Bunlara bağlı olarak güncelliğinin bir başka boyutunda ise şairin “çok kimlikli” pozisyonu bulunmaktadır. Bu anlama açısından ülkemizin yakın tarihini, sosyal ve siyasal olmak üzere, anlamanın yollarından birisi onun, bu kimliklerini anlamayı gerektirmektedir.

“Sevdalınız Komünisttir”

Çok yönlülüğü daha da somut olarak söylemek gerekirse ülkemizin yakın tarihinde egemen olan ve bugün de devam etmekte olan siyasal yapısının niteliğini anlamanın yollarından birisi, Nazım Hikmet’in yaşam serüvenini öğrenmektir. Genel olarak ülkemiz komünist hareketini özel olarak da TKP’nin mücadele çizgisini anlamak için de şairin siyasal serüvenini irdelemek gerekmektedir. Yakın tarihsel süreçte aydınların, kurulu düzene karşı nasıl bir tavır takındıklarını anlamak için de şairin entelektüel dünyada nasıl bir gelişme gösterdiğine projeksiyon tutmak gerekecektir. Demek oluyor ki Türkiye’nin bilhassa 20. yüzyıldaki sosyal, siyasal belki de ekonomik konumunu anlamanın değil sadece; şiirimizin ve diğer sanatlarımızın, trajik aşkların da değil yalnızca, aynı zamanda sendikal mücadelenin, grevlerin, Bir Mayıs’ların, hapishanelerin de tarihini anlamak için Nazım’ı anlamak, onunla yakından güncel ilişkiler kurmak gerekiyor. Siyasal görüşlerini yansıtmaktan çekinmeyen büyük şair Cahit Sıtkı’nın bir şiirine gönderme yaparak “Sevdalınız Komünisttir” dizelerini kurmuştur.

Siyasi kimliğini gizleme gereği duymayan ozan, sözü edilen kategorilerde ve daha birçok insan ve toplum sorunlarına ilişkin, ayrıca doğa, özlem, ayrılık, yurt ve devrim sevgisi üzerine şiirler yazmıştır. Bunları açlık, hasretlik şiirleriyle taçlandırmıştır. Bu şiirler ki kendi alanlarında en güzel mücadele şiirleri, en güzel aşk şiirleri, en güzel tutsaklık, ayrılık ve ölüm şiirleri idi. Şiirlerinin estetik değerlerine ise özde diyecek bir şey yoktur. Bu yüzden de onun genelde sanatını özellikle de şiirlerini değerlendirmek, eleştirmek veya incelemek lehte veya aleyhte bir yargıda bulunmak kolay olmamıştır/olmamaktadır.

Kendi Dizeleriyle Nazım Hikmet

“1902’de doğdum
Doğduğum şehre dönmedim bir daha
Geriye dönmeyi sevmem
Üç yaşında Halep’te paşa torunluğu ettim
On dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
Kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu
Ve on dördümden beri şairlik ederim
Kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
Ben ayrılıkların
Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
Ben hasretlerin
Hapislerde de yattım büyük otellerde de
Açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir…”

Nazım Hikmet bize kendilerinden her zaman yararlanacağımız derinlikte şiirler bırakarak 3 Haziran 1963’te çok güzel dediği yaşamdan, çok sevdiği insanlardan ve dünyadan göçüp gitti.