İNSANI YADIRGATAN DİZELERİN ŞAİRİ

Mehmet Akkaya

 

İnsanı yadırgatan dizelerin pek çok yerli ve yabancı şairi bulunuyor. Bunlardan birisi de yakın zamanlarda tanıştığım genç şair arkadaşım Akın Yanardağ’dır. Vaktidir (Sur Kitap, 2018) adlı şiir kitabını bana imzaladığı günlerde M. Proust okumaları yapıyordu. Akın, “okuyarak” yazan şairlerden birisi. Son on yıldır şiire yoğunlaşan Yanardağ’ın daha evvel yayınlanmış Üzgün Ağaç Ağıdı (Sur Kitap, 2014) ve Aşka Şirk Günleri (Sur kitap, 2015) adlı şiir kitapları da bulunuyor. Bunları daha evvel okumuştum ama üzerine yazma imkanı olmamıştı. Şimdi her üçünü de konu ederek yazmak istiyorum.

Akın dostumun şiirlerinin, şiir geleneğimizin neresinde yer aldığını, nasıl bir pozisyonda bulunduğunu, dilini ve üslubunu, ayrıca yöntem ve amacını kestirebilmek için yakın tarihimize kısa bir göz atmak gerekiyor. Çünkü Akın’ın şiirlerinde geniş bir mekan, geniş bir zaman yanında alışılmışın dışında dize kurulumlarıyla insanı yadırgatan bir form bulunuyor. Böyle bir formun, arkaplanında buna imkan veren bir geleneğin bulunması gerekir. Şair bu geleneklerden beslenerek anılan şiirleri kuruyor olmalıdır.

Şiirimizin farklılaştığı veya atılım yaptığı dönemler için “garip” ve “yeni” gibi sıfatlar kullanıldı, adlandırmalar yapıldı. Modern şiirimizin veya yeni şiirimizin elbette en önemli momentlerinden birisini toplumcu şiir oluşturuyor. Sırasıyla örneklendirilecek olursak garip akımı Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet’i akla getirir; İkinci Yeni T. Uyar, Edip Cansever, Ece Ayhan gibi adları anımsatır. Toplumcu/sosyalist şiir ise Nazım Hikmet başta olmak üzere, A. Kadir, Atilla İlhan, Rıfat Ilgaz isimlerine gönderme yapar. Bunlardan başka iki kategoriden daha söz edilir. Birisi Necip Fazıl’ın temsil ettiği mistik ve dinsel diyebileceğimiz şiir geleneğidir. Diğeri ise Faruk Nazif’in ilk örneklerini sunduğu romantik/duygucu şiir geleneğidir.

Her Şey Kendi Zamanına Dair

Üzerinden Hayat Geçmedikçe

Abartılı sayılmazsa Akın’ın şiirlerinde, yeni şiirimizin tüm kategorilerinden izler bulunduğunu iddia etmek gerekiyor. Yine de “yadırgatma” terimi üzerinden bakılırsa onun şiirlerinde “Garip” ve “İkinci Yeni” etkisinin daha fazla olduğu anımsanmalıdır. Vaktidir adlı eserinde yer alan “Yara Tozu” adlı şiir şöyle başlıyor: “her şey kendi zamanına dair / üzerinden hayat geçmedikçe”. “Kır beni” adlı şiirde de şu dizeleri okuyoruz: “o yaralar daha yoldaymış gibi / bir karanlığı var olacaklarla”. Bana kalırsa çözümlenmesi, anlaşılması kolay dizeler değil bunlar.

Bu tarz sanat ve şiir akım ve anlayışları için gerçeküstücü ifadesini kullanıyoruz. Akın’ın bu türden şiir ve dizelerine “kapalı” dizler de denilebilir. Bir başka açıdan zor şiirler ifadesini de kullanmak yanlış değildir. İkinci Yeni için ileri sürülen “entelektüellerin şiiri” saptaması sanırım Akın’ın şiirleri için de yapılabilir. Çünkü şairin şiirlerinde anlam ve estetik bir ölçüde dizelerin derinlerine gömülmüş durumdadır. Anlam ve estetiği açığa çıkarmak için de sanat ve şiir konusunda belli bir bilgi, kültür sahibi ve özellikle de bilinçlenmiş olmak gerekir.

Toplumcu Şiirin Tema ve Amaçları

Akın’ın üç şiir kitabı birlikte değerlendirildiğinde görülecektir ki şair, ilk eserindeki şiir anlayışını yenilerinde de sürdürüyor. Tema zenginliği üç şiirinde de izlenebilir. Hayata, aşka, rüzgara, yağmura, ırmaklara ve devrimci mücadeleye dair şiirlerdir bunlar. Garip akımına da uyan tarzda şiirleri ve dizeleri bulunması bir paradoks değildir. Bunu sıradan olana yönelen dize ve şiirlerden çıkarmak kolaydır. Keza Akın toplumcu şiirin tema ve amaçlarına da yabancı sayılmaz. Belli belirsiz, açık örtük “mücadeleyi” çağrıştıran bir estetik tavır içine girmektedir.

Üzgün Ağaç Ağıdı adlı ilk kitabında Turgut Uyar’a atıf yaparak başlayan bir şiirini “devrimdir zaman, hatırlayalım” dizeleriyle bitirmektedir. Yani birbiriyle uyarsız olan Garip, İkinci Yeni ve toplumcu şiir anlayışının kesiştiği yerde konumlanan bir şairden söz etmiş oluyoruz. Yine de birçok şiirinde toplumdan değil bireyden hareket ettiği ileri sürülebilir. Aynı eserinde “Yarın, bugün için” başlıklı şiirinde şu dizeleri okuyoruz: “niye aramadın sormayacağım / kapalı yalnızlıktır, anlarım”. Şiirin başlığı bile aklı tersine işlemeye zorluyor. Çünkü yarın, bugün için değil, bugünün yarın için olması, “olağan anlama”ya daha uygundur.

Aşkın, Ülkenin, Sadakatin ve Yoldaşın Şiiri

Aşk, Alınteri sever ve yoldaşını Seçer

Akın’ın ilk şiir kitabı olan Üzgün Ağaç Ağıdı adlı kitabının ilk bölümündeki şiirlerde aşk teması daha baskındı. Aynı eserde “Aşk da Seçer Yoldaşını İçin” başlıklı şiirde geride bırakılmış bir aşkın acıları dizeleştirilmiştir. Şöyle seslenmektedir şair: “kalkıp giderdim, üstünden uzanıp şarkıların / en dokunaklı yerini gösterirdi bana, severdi / yaz komşuluğu olurdu çünkü, bunu da isterdi”. Yeniden kavuşma hayalleri kuran bir ruh hali vardır aşığın. Nihayet aşık meselesinde öğütler de söz konusu olur: “kimse unutmasın ama aşk, alınteri severdi / sır gibi saklı kalpte o sadakati özlerdi / kim yakıştırırsa onunla görünmek isterdi”. Sözcük seçimlerinde kural tanımayan şairlerin yanına Yanardağ’ı da koymak yanlış olmayacaktır. Aynı şiirinde aşıkla yoldaş arasında bir paralellik de kurulur: “an ve anı ister, yoldaşını seçerdi”. “Gözyaşı” adlı şiirinde de rüzgar ile aşk arasında paralellik kurulur ve zamanı, rüzgarın değil aşkın koşulladığı ve biçimlendirdiği savunulur.

Akın Yanardağ’ın şiirlerini anlamaya ve açıklamaya çalışırken günümüzün toplumcu şairler kuşağının önemli isimlerinden olan Mehmet Çetin’i de anmak gerekiyor. Zira her üç şiir kitabında da onun katkılarını görüyoruz. İki şair arasındaki ilişki de dikkate değerdir. Çünkü kimi dizelerde Mehmet Çetin’in önerilerine bile tanıklık ediyoruz. Böyle bir hukuk da Akın’ı ister istemez kolektif düşünmenin engin denizine çekmektedir. Bu yüzdendir ki andığımız aşk temalı şiirler bazı kısımlarından adeta kırılmakta ve yeni temalarla, mesela toplumsal sorunlar konu edilerek sürdürülebilmektedir.

Aşka Şirk Günleri adlı eserindeki “dönüş” başlıklı şiirinden okuyoruz: “ülken kendi dilinde ölüyor artık / kendi dilinde diriliyor ülken / duvarlar öldü, bahçelerde gölgeler / seher vakti dirilen ışık öldü / sen yokken ey dilim / dirim öldü”. Aşkın, ışığın, dilin ve dirimin iç içe verildiği bu dizelerin rastlantıyla kurulduğu düşünülmez elbette. Ayrıca söyleyişlerdeki serbestlik Akın’ın folklora olan merakını da anımsatmaktadır. Gelenekten yararlanması da buna başka bir örnektir. Pir Sultan’dan alıntıyla başlayan şiir de bu örneğe kanıt niteliğindedir: “sen de dersin söz içinde sözün var”. Demek ki bu bakımdan Yanardağ’ın, “folklor şiirden atılmalı” diyen İkinci Yeni şiir anlayışından ayrıldığını söylüyoruz.

Güzelin Karmaşıkta (Kompleks) Kurulması

Akın’ın şiirlerinde bir başka özellik de güzel’i yalında değil karmaşıkta araması ya da kurmasıdır. Buna eklenmesi gereken bir özellik de her üç şiir kitabında da nispeten uzun dizelerle yazılmış şiirler ile daha da uzun dizelerle yazılmış şiirlerin birlikte yer almasıdır. Bu iki konu birlikte düşünüldüğünde, baştan da söylenen “kapalılık” meselesi daha anlaşılır hale gelmektedir. Bu açıdan düşünülürse Akın’ı “zor şiirlerin şairi” biçiminde betimlemek yanlış olmayacaktır. İlk kitabındaki “zaman bu” adlı şiirindeki dizelere bakalım: “sana benzeyen, senden bir şeyler bulunca koşan ve sonunda / soluksuz ve kocaman ağızlı bir at gibi ölen: ah biz insan ağıdı”.

Anlaşılması zor olmakla birlikte bu uzun dizelerden oluşan şiirler de gözönüne alındığında Akın’ın şiirlerinde öyküden ve hatta felsefeden yararlanmış şair izlenimi edinmek de mümkündür. Mesela “dünya dönüyor” isimli şiirindeki “kesin olarak bilinmiyor bilme” dizelerinde olsun “bir cisim hızla yaklaşıyor” dizelerinde olsun felsefe ve hatta bilim merakı gözlemlenebiliyor. Bu felsefe ve bilim merakının İsa’ya kadar genişlediği düşünülebilir. Üzgün Ağaç Ağıdı’nda İsa’nın şu sözleri yer alıyor: “Tanrım beni niye susuz bıraktın”. Kuşkusuz şiirler yaşayan ve mücadele edenlerin şiiri olmakla birlikte Akın, işi ölüm temasına kadar götürmekte de bir beis görmez. Onun optiğinde “ölüm belirginleşen bir çizgi” olmaktadır.

Dil Dil Öter Kuşlar

Sular Zaten Akar

Uzun dizelerle kurulmuş veya nispeten uzun dizelerle kurulmuş şiirler, Akın’ın eserlerinde sıklıkla yer buluyor. Şairin, dili çarpıcı kullanmaya, kelimenin gerçek anlamında garip dizeler kurmaya özen gösterdiği de ileri sürülebilir. Yani gariplik yalnız gerçekliğin aşılması açısından önem kazanıyor değil; dizelerin uzatılması, dizeleri meydana getiren cümleciklerin birbirine eklenmesindeki ilginçlik de garipliğe örnektir. Ayrıca dizelerin basamaklandırılmasındaki aykırılık da gariplik düzeyindedir: “sana göredir. ırmakların senden akması”.

Görüldüğü gibi şiir dizesinin ortasında yer alan nokta pek de alışık olmadığımız bir uygulamadır. Aynı şiir ve dizeleri içerisinde Alişer’e, Seyyit Rıza’ya rastlarız. Bunlara evrensel planda da Yeats ve Lorca gibi isimler eşlik etmektedir. Böylece aşktan, bireyden, doğal güzellikler araştırmasından hareket edilirken toplumcu çizgiye gelinir ve bir sentez ortaya çıkar. Bu sentezin bir yüzünde bireysel olan bir yüzünde ise toplumsal olan kendine mekan bulur.

Bitirirken anımsanması gereken bir konu da gelenek meselesidir. Modern sanatın ve şiirin geleneksel sanat ve şiir değerlerinden kopması zordur. Bu zorluk Akın dostumun şiirleri için de geçerli olmuştur. Tüm yeniliğine rağmen şair de halk şiirinin özelliklerinden yararlanmayı ihmal etmez. Belki de arkaik bilinçaltının zorunlu bir sonucudur bu. Mesela Vaktidir adlı yeni kitaptaki “Efrad” isimli şiir, açıklamamıza iyi bir model sunmaktadır. Şu dizeler ilginç olmalı: “taş taş üstüne açar yaz yaz üstüne” (…) “dil dil öter kuşlar sular zaten akar”.

Çağımızda ve günümüzde sanatçılar güzeli ortaya çıkarmak için mücadele eden kişiler olarak tasvir ediliyor. Dolayısıyla güzeli yalında inşa edenler, güzeli karmaşıkta ortaya koyanlar ile güzeli yalın ve karmaşığın diyalektiğinde kuranlar olmak üzere üç eğilim var. Buna göre Akın’ın şiirleri zamanla karmaşıktan yalına yönelir mi, bu yönelme de diyalektikte karar kılınır mı, sanırım bunu şairin zaman içinde vereceği eserlerin niteliği gösterecek…