MALATYA’DAN 1 MAYIS MANZARALARI
Mehmet Akkaya

 

Sınıf mücadelesinin önemli göstergelerinden birisidir 1 Mayıs Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü’ne katılım. Toplumun dinamizmini yansıtması bakımından da üzerinde durulması gereken göstergelerin başında gelmektedir. Dinamizm ve göstergeler dünyanın her yerinde olduğu gibi Malatya’da da sınıf mücadelesinin lehineydi. Bu yıl, hemşerilerimle ilk defa kendi kentimiz olan Malatya’da 1 Mayıs yürüyüş ve mitingine katılma imkanım oldu. Dolayısıyla Malatya’ya ve 1 Mayıs’a dair bazı tespitlere ve gözlemlere yer vermek istiyorum bu yazıda.
Saat 11.00 civarında toplanmaya başladık yürüyüş güzargahında…

Binleri aşan kitle, emekçiler dışındaki toplumsal kesimleri de kapsayacak kadar zengindi. Sendika pankartlarıyla işçi afişleriyle yürüyenler yanında muhalif örgüt ve partiler de yerlerini almıştı. Tipik bir bahar havasıydı. Denilenlere göre geçen yıla oranla daha kitlesel ve canlı bir 1 Mayıs yaşanıyordu. Beş altı yıl önceyle kıyaslandığında ise daha sınırlıydı ve coşku düşüktü. HDP, CHP gibi partilerle birlikte EMEP ve HAZİRAN türünden çevrelerin flamaları, slogan ve türkülerini de anmak gerekir. Irkçı bir grubun HDP kitlesine sözlü saldırıları sayılmazsa “barışçıl” bir atmosferin Gün’e damga vurduğu söylenebilir.

Kent, eskiden beri İnönü ve Özal gibi en üst düzey devlet adamlarının yetiştiği ve etkilediği bir kent olduğu için ayrıcalıklı bir yerde durmaktadır. Devletçi, milliyetçi ve muhafazakar eğilimlerin çok yüksek olduğu bir ildir. Daha önceleri Ermenilerin de yoğun yaşadığı biliniyor Malatya’da. Türkler ve Kürtler yanında Alevi yurttaşların da yoğun olduğu bir ilimizdir. 1970’li yıllarla birlikte Türkiye İşçi Partisi’nin, peşinden de devrimci ve sol yapıların etkin olduğu Malatya’da pek çok kez derin devlet denilen ve sermaye tarafından yönlendirilen güçlerce bu yapılara saldırı ve katliamalar yapılmıştır. Yine de kent, ilçeleriyle birlikte düzen dışı eğilimler göstermeye yatkınlığını hep göstermiştir. Bu 1 Mayıs deneyimi de, söylenilenleri doğrular karakterdedir.

1 Mayıs özelinde düşünüldüğünde, Malatya’nın coğrafik ve demokrafik özelliğinden dolayı Kürt ulusal talepleriyle sınıf taleplerinin birlikte dile getirilmesi sanırım kimseyi şaşırtmamıştır. Emeğin lehine sloganlar yanında anadilde eğitim lehine atılan sloganlar birer örnek olarak gösterilebilir. KESK ve ona bağlı sendikaların katılımı daha belirginken DİSK’in açtığı pankartlar da ilgi gördü. Malatya bir Kürt kenti olmasına rağmen özellikle “Sunni Kürt” toplumunun henüz ulusal ve dolayısıyla sınıfsal bir bilinç düzeyinden uzakta olduğunu da bir tespit olarak yapmak ve hatırlatmak gerekiyor. Öğrenci Komiteleri adlı genç grubun katılımı da sanırım dikkatleri çekmiştir. Gençleri pek çok grup ortamında izlemek zor değildi. Yine de kentte bulunan ve on binlerce öğrencisi olan İnönü Üniversitesi’ne rağmen gençliğin 1 Mayıs yürüyüş ve mitinglerine mesafeli duruşu düşündürücü olmuştur.

Kadınların katılımına da vurgu yapmak kaçınılmaz görünüyor. Kadınlar; örgüt, parti ve dernekler düzeyinde çeşitli kurumlarda aktif rol alabiliyor ayrıca sevk ve idare merkezlerinde görevler aldıkları da anlaşılıyor. Hem kurumlarda hem de 1 Mayıs alanında bunların bazılarıyla tanışma imkanım da oldu. Eğitim-Sen ve Pir Sultan Abdal Derneği’ni muhakkak anmak gerekiyor. İlki eğitimin ruhuna ikincisi de Pir Sultan felsefesine yakışır düşünce ve eylem tarzlarıyla tanınan iki kurum olarak görülüyor. Elbette 1 Mayıs’ın organize olmasında ve alandaki dinamizmde bunların katkısı belirleyici olmuştur.

Sınıf mücadelesinin gereği olarak, 1 Mayıs’a “sınıf dışı” kesimlerden de katılım olmaktadır. Bu durum Malatya için de geçerlidir. Yoksul köylülerden, esnaflara, akademisyenlerden basın mensuplarına kadar geniş bir kesimden katılımlar olduğu da not edilmelidir. Bu çeşitlilik taleplere de yansır kuşkusuz. Gençlerin, ezilen inanç gruplarının, kadınların, köylülerin ve küçük esnafın yansıttığı sloganların zengin olması da manidardır. Bu kesimlerin talepleri, faşizmi mahkum eden ve yönetimi talep eden emekçilerin siyasal talepleriyle birleşmektedir. Malatya 1 Mayıs’ı da bu anlayışa zemin sağlamıştır.

Kitlenin toplanma yeri (Miting alanı) Turan Emeksiz Meydanı idi. Bölge sakinlerinin bir kesimi alana “1 Mayıs Meydanı” diyor. Daha önceki yıllarda oraya “1 Mayıs” levhası da asılmış. Yani İstanbul’un Taksim’i gibi düşünmek lazım. Şimdilerde galiba devlet güçleri tarafından kaldırılmış o levha. Yürüyüş sırasında ve miting anında çevre sakinlerinin apartman dairelerinden yürüyüşçüleri izlemesi, bazen de merak ve korku duyguları içinde alkışlaması, üzerinde durmayı gerektiren görüntülerdir. Devletin, ülke genelindeki yarattığı baskı, tutuklama, işten atma, aç bırakma politikası –anlaşılan- Malatya için de ziyadesiyle geçerlidir. Sinan Cemgil, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya ile arkadaşlarının yıllarca yürüttüğü mücadelenin yarattığı potansiyel, görüldüğü kadarıyla henüz somutluk kazanmış ve harekete geçmiş değil.

Kürdistan’ın Batıya açılan kentlerinden birisi Malatya. Devlet ve ona kumanda eden sermaye, Malatya ve komşu kentlerle jeo-politik nedenlerle de yakından ilgileniyor. Kentin yakın tarihi canlı siyasal hadiselerle dolu. Katliamların olduğu kadar direnişlerin ve sol mücadelenin yükseldiği bir kent. Karmaşık özellikleri olan, Kürt ve emekçiler bakımından gelecek vaat eden bir yapıya sahip. Bu karmaşıklık 1 Mayıs gibi toplumsal pratiklere de elbette yansır. Düzen asıl olarak Kürt toplumunun uyanmasından “endişe” ediyor. Emekçi mücadelesinin gelişmesi bakımından bu toplumun uyanması son derece önemli görünüyor. Şeker ve Tütün Fabrikaları’nın, Sümerbank’ın kapatılmış olması, buralardaki emekçi sınıfların varlığına son verilmiş olması, andığımız mücadeleyi ne denli etkilemektedir, bilemiyorum. Yine de şu yorumu yapmak uygun görünmektedir: Genel olarak sınıflı toplum gerçekliği özel olarak da 71 devrimcilerinin etkisi ve biriktirdiği potansiyelin Malatya’da her tarihsel süreçte açığa çıkma olasılığı vardır ve büyüktür.

1 Mayıs Malatya deneyiminin bana hatırlattığı konulardan birisi de Akçadağ ilçesinde kurulmuş olan Köy Enstitüsü’dür. Bu enstitüleri öven birisi değilim. Bununla birlikte bu kurumun kente yaydığı entelektüel rüzgarın etkisini anmak gerekiyor. Bu etkinin olumlu olduğunu bölge insanlarının açıklamalarından anlayabiliyoruz. Enstitü, bölgede belli bir bilinçlenme yaratıyor, nihayetinde de düzen karşıtı bir rol oynadığı anlaşılınca, Enstitü’yü inşa eden güçler, çareyi onu yeniden kapatmakta buluyor. Yine bölgedeki entelektüel kesimlerin yansıttığına itibar edilirse denilebilir ki, kurumun yaydığı bilinçlenme kentte sol kültür ikliminin de canlanmasını sağladı. Şimdi aynı tartışmayı 1984’te açılan İnönü Üniversitesi için yaptığımızda sanırım aynı iyimserliği söylemek zorlaşacaktır. Gerçi anlatılanlara bakılırsa Üniversite düşüş yıllarını hatta çöküş yıllarını yaşıyor. Çünkü 1990’lı yılların ortalarında binlerce öğrencinin demokratik, parasız, özerk ve bilimsel eğitim hakkı talebiyle sokaklara indiği de bir realite olarak ortada durmaktadır.

1 Mayıs Malatya tecrübesinin bir de kötü sürprizi vardı: Miting esnasında dolu ve sağanak yağmura yakalandık… Kitle alandaki yerini almıştı. Konuşmacı ve kurum önderleri de önceden hazırlanan platformda topluluğu selamladılar. Bir Mayıs mücadelelerinde ve genel olarak sınıf mücadelesinde yitirdiğimiz insanlar adına saygı duruşu yapıldı. Elbette onu birlikte okunan 1 Mayıs Marşı izledi. Konuşmalara geçildi. Eğitim – Sen başkanı Tarık Kaya, temel hak ve özgürlükler için mücadele ettiklerini, belediyelere atanan kayyum uygulamasına karşı çıktıklarını ve ihraçları kınadıklarını belirtti. HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ise 10 Ekim şehitlerini anmayı ihmal etmedi, hükümeti eleştirdi. Kadını ve emeği yok sayan hükümetin seçimlerde mutlaka yıkılacağını savundu…

Konuşmalara her zaman Türkçe ve Kürtçe atılan sloganlar, söylenen/çalınan şarkı ve türküler eşlik etti. Miting zaman olarak ortalara gelmişti ki, önce bir yağmur başladı. Kitlenin morali iyi olduğundan çok da aldırış edilmedi başlangıçta. Yağmuru güçlü bir yağmur ve daha da ilginci nohut büyüklüğünde olan ve çok güçlü bir biçimde yağan dolu izledi. Kitle polis operasyonuna uğrar gibi doğa tarafından adeta bir saldırıya maruz kalmıştı. Alan dalgalanarak boşaldığında bir grup insanın yağmur ve doluya rağmen alanda beklediği görüldü. Oysa yağmur ve dolu duracak ya da hafifleyecek türden değildi. Miting bir bakıma yarıda bırakılmış oldu. Benim açımdan fazla bir kayıp yoktu aslında. Kenti, topluluğu, sosyal ve siyasal birimleri tanımak için yürüyüş ve miting yeterince veriyi bana sunmuştu. Gerisi niceliğe ve ayrıntıya ilişkin olabilirdi. Ayrıntılar içinse yeni 1 Mayıslara katılmak gerekecek…