FELSEFE, SANAT, POLİTİKA, DİL VE MİLLİYETÇİLİK
Mehmet Akkaya
İktisadi ve sosyal yaşamın yoğunluğu, şüphesiz ki entelektüel alana da yansır. Olgular dünyası kendisine tekabül eden kuramsal evrenin oluşmasını zorunlu kılar. Kuramsal tartışmalar sıklıkla ihmal edilir. Nedeni ise bir yanı zor bir alan olması ile ilgilidir. Bir yanı da aktüele olan merakın, teorik olana oranla daha fazla albeniye sahip olmasıdır. Oysa kuramsal etkinlikler çok çalışılıp az bulunan cevhere benzetilebilir. Son kertede teori, olgusal dünyayı izleyen ikincil bir fenomen olsa da, olgular dünyasının özüne ancak güçlü teorik bakışlarla nüfuz edilebilir.
Afişleri paylaşılan toplantı, panel ve konferansların gündemi sanat, felsefe, dil, politika sorunları yanında ülkemizin aktüel ve kuramsal meselelerinin başında gelen milliyetçilikten oluşuyor. Diğer kültürel alanlarda olduğu gibi bu alanlara da sınıf bakışı ne oranda yansıtılacaksa burjuva bakış açıları da o ölçüde geriletilebiliyor. “Sanatın bittiği”, “ideolojilerin sona erdiği” safsatalarının devam ettiği günümüzde kuramsal olan tartışmaların önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Tek tarz bir felsefeden, sanat, dil ve politika anlayisindan söz edemeyiz. Tüm felsefelerin ayni kefeye konmasi da gerçekliği yansıtmıyor. Marksist bir milliyetçilik teorisinin de, digerleriyle karşılaştırıldığında ayrıcaklıklı bir yerde durduğu açıktır. Milliyetçiliğin tarihi kapitalizmin tarihi kadar eskidir. Başladı ve kaptalizm derinleşip yayıldıkça milliyetçilik de kendisine zemin bulmaktadir.
Toplantı, panel ve konferanslarin da tek tarz oldugu söylenemez. Burjuvazinin aydinlanma anlayisinda tek tarafli bir yönelme var. “Aydınlar”, bir sey bilmeyen halki aydınlatır! Önerdigimiz ve toplantilarda uyguladigimiz anlayisa göreyse aydinlanmada (bilinclenme demek istiyoruz) karsilikli etkilesim vardir. Hatta Mao`nun söyledigi gibi aydin öncelikle halkin ögrencisidir. Ögretmenlik daha yüksek bir kategori olarak ögrenciligin pesinden gelir.