KONFERANS VE PANELLERİN ÖNEMİ
Mehmet Akkaya

Entelektüel çalışmalar için vazgeçilmez olan toplantı, panel ve konferanslara ilişkin birkaç cümlelik acıklama yapıp sözü Almanya`da yaptığımz toplantıya getirmek istiyorum. Panel ve konferansların niteliğinin göstergesi çoğu zaman merak konusudur. Genellikle de niceliğe (katılım sayısına) bakılarak iyi olup olmadığına karar verilir. Oysa daha fazla ve farklı kriterler de var. Kanaatimce entelektüel toplantıların niteliğini belirleyen özelliklerden birisi, toplantıda kaç kişinin söz aldığı, dolayısıyla eleştiri yaptığı, itiraz ettiği, soru sorup açıklamalarda bulunduğudur. Kadınların katılımı ve toplulukta genç insanların yer almış olması da bir o kadar önemli bir kıstastır. Kitap standına olan ilgi de son derece önemlidir. Elbette katılımın yüksek olması da bu kiriterlerden birisidir.

Diğerlerinin olmadığı yerde yalnızca yüksek katılımın olmasının, kıymetli olduğu söylenemez. Bu kriterler arasında ayrılmaz bir bağ bulunduğunu da son olarak anımsatmak gerekir. En kötü panel ve konferans ise izleyici konumunda olan kişi ve kesimlere söz verilmeyenidir. Bazen de yalnızca soru sorma hakkı verilir ki, her iki uygulama da burjuva aydınlanmasından gelen ya da miras kalan hastalıktır. Toplantı, tartışma, sunum ve konuşmalarda bu hastaliğa karşı da mücadele edilmesi gerektiği açıktır. Çünkü doğu fikirler ancak tez ve anti tezlerin çatıştığı ortamlarda gelişebilir, zayıf fikirler ancak tarttışma ortamında güçlenebilmektedir.

Yeni bir panel nedeniyle felsefeci dostum Yener Orkunoğlu ile Almanya`da bir panelde kürsüdeydik. Marksizm üzerinden milliyetçilik ve buna bağlı olarak pek çok konu ve kavram üzerine tartışmalar yapma imkanı oldu. Moderatörlüğünü Meral Kaçmaz`ın yaptığı toplantıda konuya meraklı dinamik bir topluluk bir araya gelmişti.

Almanya paneli, tartışmalar ve kitaplara ilgi bakımından iyiydi. Milliyetçiliğin tarihsel serüveni ve Marksizm açısından nasıl ele alınması gerektiği üzerinde duruldu. Konuyu etaplara yayarak tartıştık. İngiliz liberalizminin Fransız rasyonalizmi ile bağlantınısı kurarak bunu Alman romantizmi ile kıyaslayarak bazı yargılara ulaştık. İkinci sıraya Marx ve Engels`in konuyu ele alış tarzı konuldu. Kimi toplumların “tarihsiz halklar” kategorisine konulması eleştirildi.

Üçüncü sırada Avusturya Marksist Partisi`nin yer aldıgı tartışmada, konu Küçük Enternasyonal`e getirildi. İtalya, Polanya, Almanya, Sloven, Ukrayna ve Çek Marksistlerinin kurdugu bu partinin milliyetçilik nedeniyle yıkılmasına dikkat çekildi. Konuya dair mümkün olduğunca alışılmadık bakış açılarına yer verildi. İzleyici topluluğun ise sıklıkla eski kavram ve kategirler üzerinden konuya yöneldiğini anımsatmak gerekir.

Dördüncü olarak Alman Sosyal Demokrat Parti içindeki tartışmalar irdelendi. Bu türden tartışmalar sırasında konu Rosa Luxemburg`un özgünlügüne getirilir. Ona göre ulusların kendi kaderini tayin hakkı yerine isçi sınıfının ve emekçilerin kendi kaderini tayin hakkını savunmak gerekiyor. Beşinci olarak RSDİP içinde konunun ele alınış tarzı üzerinde duruldu. Orkunoğlu`nun Stalin eleştirisine karşı eleştiriler yapıldığını da hatırlatmak gerekir.

Son olarak Türkiye sol hareketi ve 68 kuşağının milliyetçiliği ele alış tarzı konu edildi. Dönemin gençlik önderleri ve komünistlerin, ulusal soruna Kemalist rejim açısından baktıkları hatırlatıldi. Hikmet Kıvılcımlı ve Mihri Belli`nin birçok bakımdan resmi ideolojiye yakınlıklarina dikkat çekildi. Konuşma ve tartışmalar HDP’ye ve elbette ki Kürt meselesine dek genişlerken demokratik ulus projesinin özgünluğüne dikkat çekilerek bitirildi.