AVRUPA`DAN KÜLTÜREL-POLİTİK MANZARALAR

Mehmet Akkaya

Avrupa izlenimlerim sürerken dikkatimi çeken birkaç kültürel-politik manzarayı daha kısaca da olsa değerlendirerek paylaşmak istiyorum… Dün Ekim Devrimi üzerine yapılan bir toplantıdaydık (29 Ekim 2018). Almanlar ve Türkiyeliler birlikteydi. Çoğu kişi Almanların konuya yönelişlerini merak ediyor olabilir. Rusya`daki Marksizm ile Almanya`daki Marksizm arasındaki fark üzerinde yoğunlaşma oldu toplantıda. İç savas yıllarındaki kayıplara ilişkin de sorular gündeme oturdu. Felsefeye meraklı bir topluluk olmakla birlikte Almanya`daki Marksist Parti`nin taraftarları olan kişilerin Ekim Devrimi`ne gösterdikleri ilgi bizim gibi ülkelerinkinden çok da farklı ve negatif değildi. Doğru ve güzel olan da budur. Felsefe ve politika merakı ister istemez devrime ilişkin teorik ve felsefi meselelere de girmeye vesile olur. Menşevik-Bolşevik ayrışmasının nedenleri masaya yatırılırken devrimde aydın tavrı ve Kaustky, Lenin ve Gramsci`nin konuya dair görüşleri detaylandırıldı. Panellere daha çok orta yaş kuşağı yöneldiği halde burada gençlerin ve kadınların da oluşu, sanırım toplantıya katılanların dikkatlerini çekmiştir.

Can Televizyonu`nda Aktüelle Kuramsal Sentezi

Pazar günü Can Televizyonu`nda bir programa konuk olduk. Programı Hüseyin Narlı yönetiyor. Can Televizyonu Almanya`da yayın yapan bir televizyon. Alevi kimliğini önplana çıkarıyor. Dolayısıyla Alevi toplumunun sorunlarını, Alevilik kültürünün tanıtılmasını merkezine almış bir kanal. Yine de pekçok sosyal ve siyasal konu ve soruna ilişkin de yayınlar yapıyor. Osmanlı-Türk resmi ideoljisine karşı bir pozisyonda yer aldığını da hatırlatmak gerekir. Geniş bir izleyici kitlesinin olduğunu söylüyor kanalın yöneticileri.

Televizyon programları, popüler konulara daha çok ilgi gösteriyor. Kuramsal, bilimsel hele hele felsefi konulara oldukça mesafeliler. Can Televizyonu da aktüele yönelmesine ragmen, konuklar arasında felsefeciler olunca, aktüel olan ile kuramsal olanı sentezleme yoluna gidildi. Daha doğrusu aktüel sorulara kuramsaldan hareket edilerek yanıtlar vermeye çalıştık. Programda Hayri, Yener ve Aziz arkadaşlarla birlikteydik. Zaman zaman birbirlerimizin görüşlerine de itirazlar ettik. Milliyetçilik konusu üzerinden sorulara yanıtlar aranırken mesele, Marx`tan geçerek Hegel`in tarih anlayışına kadar genişledi. Milliyetçiliğin tarihsel kökenlerinin araştırılırdığı programda konunun “andımız” tartışmaları bağlamında güncele temas etmesi ilginç oldu.

Almanya`da Eyalet Seçimleri ve Sol Parti

Almanya, yirminci yüzyılın başlarında sol hareketin güçlü olduğu bir toplumdu. Bu saptamanın, potansiyel olarak bugün de geçerli olduğunu düşünebiliriz. Almanya`daki sol hareket içindeki güçlü dinamiklerden birisi de Die Linke (Sol Parti). Bugünlerde eyalet seçimleri yapılıyor Almanya`da. Bayern`deki seçimlerde Markel (CDU) ve SPD yüzde onluk oy kaybı yaşarken Die Grunen (Yesiller) oyunu artırdı. Ayrıca ırkçılıkta da yükseliş olduğu gözleniyor. Hessen eyaletinde de benzer neticeler bekleniyor.
Irkçılığa karşı da konuşmaların yapıldığı bir mitingteydik dün. Hessen eyaleti seçimleri için düzenlenen bir toplantıdan söz ediyorum. Mitinge çeşitli yaşlardan iki üç bin kişilik bir grup katıldı. Avrupa toplumlarında yaşam standardının yüksek olduğu iddia edilse de toplumun aynı kanaatte olmadığını, daha doğrusu durumdan memnun olmadığını, burada yapılan sunumlardan, anlamak zor değil.

Bulunduğum kentteki mitingi Sol Parti organize etmisti. Partinin milletvekili ve başbakan adayları konuştu. İşsizliğe, yoksulluğa ve silahlanmaya karşı konuşulması dikkat çekiciydi. Yanımdaki arkadaşa Sol Parti`nin sol ile ilgisini sordum; “ÖDP-MÖDEPE gibi bir parti” yanıtını verdi. Yeşillerle birlikte Almanya`daki sol kesimi temsil ediyor anladığım kadarıyla. Kürtlerden ve diğer göçmenlerden oy alan bir parti. Bunun da solunda Markist-Leninist bir parti var. Maocu olarak da biliniyor. Söylenenlere bakılırsa kitlesel değil. SPD`nin ise sol ile bir ilgisinin kalmadığına inanılıyor.

Otobobil İşçileri Sendikası`nda Toplantı

Uluslararasi Otomobil Sendikası`nın düzenlediği bir geceye eşlik etme imkanı da bulduk. Farklı ülkelerden işçiler ve temsilcilerin olduğu gecede, otomobil işçilerinin yürüttüğü mücadele konu edilirken slayt gösterileriyle konu daha da canlı bir biçimde sunuldu. İsçilerin değişik ülkelerdeki grev, iş bırakma, miting ve gösterilerine yer verildi. Opel, Mersedes, Toyota, Ford gibi otomobil firmalarından gelen işçiler, daha büyük bir toplantıyı da altı ay sonra Güney Afrika`da yapmayı planlıyor. Avrupa halkı gibi Almanya halkı da şarkılara, dansa ve şaraba düşkündür. Bu alışkanlıkların işçi toplantılarına yansıması da gayet doğaldır. Dolayısıyla tartışma ve konuşmalara şarkıların, dansların eşlik etmesini de anımsatmak gerekiyor.

İşçi sınıfının sorunları benzerlik gösteriyor bütün dünyada. Emek-sermaye çatışması, çatışmaların temelini oluşturmaya devam ediyor. İşsizler iş edinmek, iş edinmiş olanlar kadroya geçmek, kadrolular maaşları artsın istiyor. Konuşulanlara bakılırsa otomobil işçilerinin ücretleri nispeten yüksek. Daha da yükselsin diye yürütülen bir mücadele var. Ayrıca Avrupa`da da çalışma koşulları oldukça zor işçilerin. Sözleşmeli işçi ve taşeron uygulaması giderek yayılıyor Avrupa’da.

İşçi ücretleri de çok düşük. Kadrolu olmak isteyenlerin çabası çok yoğun ve bu yoğun çalışmadan sonra işleri sona erdirilerek yeni işçilere umut veriliyor. Türkiye`deki uygulamalara çok benziyor yani. “Batı’da pişiyor bize de düşüyor” desek daha doğru olacak. Almanya`da da işçilerin sendikadan ve sendikacılardan şikayetçi olduğu anlaşılıyor. Birçok sendikanın, işçilere mi yoksa kapitaliste mi hizmet ettiği, kuşkulu bir durum olarak orta yerde duruyor. Yine de işçilerin büyük çoğunluğunun sendikalara sıcak baktığını gözlemlemek zor degil…