SANATA BÜTÜNSEL VE KAVRAMSAL BAKMAK
Mehmet Akkaya

Sanat felsefesi, sanat eserlerine kavramsal düzlemde bakmayı gerektirmekle birlikte birçok sanat disipliniyle ilişki içerisindedir: Sanat tarihi, sanat sosyolojisi, sanat psikolojisi, sanat eleştirmenliği. Bu disiplinlerin sanata bakış biçimi de sanat felsefesinin konuları içindedir. Platon’dan günümüzdeki filozoflara kadar tüm düşün, bilim ve sanat insanları ve akımlar sanat ile çeşitli düzeylerde ilgilenmişlerdir. Bunlardan birisi de Marksizmdir. Marksist teori, diyalektikçi olduğu kadar bütünlükçüdür; yaşama yön veren, geleceği etkileyen tüm bilim ve düşün eserleri yanında sanat ve sanat eserleriyle de yakından ilgili bir teoridir.

Sanatın yerini daha da belirginleştirmek için Hegel’in Marx’tan daha da önce yaptığı ayrıştırmayı da anmak gerekli görünüyor. Hegel, Marx’ın daha sonraları ekonomik temel dediği alt yapıya üretim faaliyetlerinin yapıldığı anlamda sivil toplum alanı demişti. Marx’ın üst yapı olarak ifade ettiği kesime de politik alan demişti. Her iki düşünüş biçiminde de politik alana bir vurgu olduğu görülmektedir. Buna göre bir ayrıştırma da politika ile sanat arasında yapmak gerekiyor. Dolayısıyla geniş bir analiz ve sunumun içinde olmak gerektiği açıktır.

MAZDEK, BEDREDDİN VE THOMAS MÜNZER
Mehmet Akkaya

Bedreddin’in sistem karşıtı olduğu bellidir; ana akım düşünce dizgeleri dışında kaldığı, ayrıca üretim yapan kişi ve kesimlere yakın olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda Hüseyin Ahlati, Kaygusuz Abdal ve İbni Haldun’u mutlaka anmak gerekir. Bedreddin’i anlamak için onun toplum içinde çözümü hangi sosyal topluluklarda gördüğüne de dikkatleri çekmek gerekir. Düzenden en çok baskı ve sömürü gören kesimler, Bedreddin’in asıl ilgisini çeken kesimlerdir. Bu ezilen sınıf ve tabakaları; Avrupa’dan Asya’ya dek dünyanın her yerinde var olduklarını Bedreddin’in görmemiş olması düşünülemez. Üstelik bu merkezkaç güçler diyeceğimiz kesimler merkezi iktidarlara karşı harekete geçecek en büyük potansiyeldir.
Tarih felsefesi açısından nereye konulabilir Bedreddin?

Diyalektik düşünüşün izini sürenler açısından “Bedreddin” fenomeni kendisinden ibaret değildir. Leibniz’in “monadları” misali önceyi ve sonrayı kendinde barındırır. Kuşkusuz ki sınıf mücadelesinin bir parçasıdır. Bu mücadelenin en bilinen ilkesi de evrensellik ilkesidir. Bedreddin hareketinin, bir ucu Doğu toplumlarında despotizme karşı mücadeleye kadar uzanırken diğer ucu da Batı’nın egemen sınıflarına ve sermayeciliğe uzanmaktadır. Mazdek’ten ve öncesinden gelir, Thomas Munzer’e ve oradan da günümüze bağlanır. Dolayısıyla Bedreddin üzerine çalışma, Hegel ve Marx’ın tarih felsefesinde belli bir somut sahayı teşkil etmesi bakımından kritik bir konumda bulunmaktadır.