Mehmet Akkaya

Ressam ve heykeltraş Canip Doğutürk ve Erkan Hacıoğlu’nun resim sergisindeydik. Hukukçu arkadaşım Feyzi Çelik ile birlikte izledik/gezdik sergiyi. 1-7 Mart 2019 tarihleri arasında Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde yapılan sergi bağlamında kısaca da olsa düşüncelerimi yansıtmak istiyorum.

Sergide, Canip Doğutürk’ün sanatını bilenlerin hatırlayacağı gibi, renkli ve canlı tablolar ve bunlara paralel olarak düşünülmüş heykeller yer alıyor. Onun sanatını “düşündüren sanat” olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Farklı anlama ve okumalara imkan sunan bir eğilimi var tabloların. Natürel diyebileceğimiz hatta gerçekçi diyebileceğimiz tarzları da aşan bir yapısı var. Kimileri buna gerçeklikten kaçış da diyebilir. Oysa bunlara yeni momentin ürünleri demek uygun görünüyor.

Gerçeklikten hareketle kavramsal sanata gitmek yerine kavramsal olandan hareket eden bir yönelim içinde olan Doğutürk için, sanatı ister istemez biçimde kuruyor denilebilir. Resimlerindeki yatay ve dikey çizgisellikler ve sıcak renkler, ayrıca bunların kontraslarının yaratılarak sunulmuş olması hemen dikkatimizi çekmektedir. Böylece gerçeklikten ve mevcut varlık düzlemini aşmaya çalışırken düşülen idealizm, bu belirgin biçimsellik sayesinde dengeleniyor. Doğanın, toplumun, bireyin ve tarihselliğin resmedilmeye çalışılmış olması da ressam ve heykeltraş Doğutürk’ün bir başka özelliğini göstermektedir.

Birçok filozofun, evreni katmanlı düşünmesine benzer bir tutum Canip hocanın resimlerinde de fark ediliyor. Katmanlılık da hem sağdan sola hem de soldan sağa doğru inşa edilmiş. Önemli olan bu katmanlı yapı içerisinde bireyin de yer almasıdır. Onun tablolarında birey katmanlı yapının arka planlarında kendini gösteriyor. Nadiren de olsa ön plana çıkmış, yüzlerini, gözlerinin ayrıntısını gördüğümüz kişiler de bulunmaktadır. Onun sanatında doğrudan ve etkili bir kapitalizm eleştirisi görmek zor olsa da, yeniyi işaret etmesi açısından dolaylı bir eleştiriden dem vurmak yanlış olmayacaktır.

Picasso’nun resimde bir dönüm noktası olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Kendisinden sonraki yalnız plastik sanatları değil sanatın tüm disiplinlerini ve tüm sanatçıları etkilediği ileri sürülebilir. Doğutürk’ün eserlerinde de onun tekniğinden izler bulmak zor değildir. Sözünü ettiğimiz biçimselliklerin kübik ve geometrik oldukları daha salona girerken çarçabuk fark edilmektedir. Konu genişliği açısından da zengin sayılır tablolar. Birçok tabloda eski ve Ortaçağ’dan izler bulmamız ilginç olsa gerek. Keza sanayi toplumunun karmaşası ve bu karmaşa içindeki dinamizm de çeşitli ışıklama teknikleriyle de olsa verilmektedir.

Hegel, sanatın yerini sanat felsefesinin ya da doğrudan felsefenin aldığını söylemişti. Böylece sanatın bir soyutlama etkinliği olduğu gerçeğini bile reddetmişti. Ona göre temsil edilen (gerçeklik), ancak ve ancak kavramsal olarak ifade edilebilir. Bu anlayışın Doğutürk’teki karşılığı, soyutlamanın dozunu daha da artırmak biçiminde olmuştur. Figürler birbirine somut olarak değil de belli belirsin bir biçimde iliştirilmiş durumda. İç bağlardan ve bağlantılardan söz edilebilir. Bir yandan da figürlerin tuale sığmadığı gibi bir izlenim ediniyoruz ki, bunu da varlığın ve varlık tarzlarının sonsuzluğu biçiminde yorumlayabiliriz.