POSTMODERN FELSEFE

Postmodern Teriminin Tarihi
‘Postmodern’ sözcüğü ilk defa İngiliz ressam John Watkins Chapman tarafından 1870 yılında kullanılmıştır. Chapman, Fransız izlenimci resminden daha modern olan resim türünü tarif etmek için ‘postmodern resim’ sözcüğünü gündeme getirir. Postmodern sözcüğü daha sonraları 1917 yılında Rudolf Pannowitz’in yazdığı bir kitapta, Die Krise der europäischen Kultur (Avrupa Kültürünün Krizi) ortaya çıkar. Pannowitz, terimi başka bir anlamda ele alır. Savaşa neden olan, çağdaş Avrupa kültüründeki değerlerin çöküşü ve bundan kaynaklanan nihilizmi tasvir etmek için kullanır. Nietzsche’den etkilenen Pannowitz, aristokratik, militarist ve milliyetçi değerleri yaşama geçirecek ‘postmodern insanlar’ düşüncesini savunur. Nietsche’nin ‘Üst İnsan’ kavramının yerine ‘postmodern insanlar’ terimini ileri sürer.
II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra (1889-1973 yılları arasında yaşamış olan) İngiliz kültür tarihçisi Arnold J. Toynbee’nin kitaplarında ‘postmodern çağ’ sözcüğüne rastlanır. Toynbee’ye göre Batı medeniyeti 1875 yıllarından sonra ‘Post-Modern Çağ’a geçmiştir. Toynbee, bu yeni çağı daha önceki modern dönemden ayırmak için kullanır. Bu yeni çağ, toplumsal kargaşa, devrimler ve savaşlar, kısacası ‘Sorunlar Dönemidir’.
1959 yılında C. Wrigt Mills, ‘akılcılığın özgürlüğü artıracağı’ düşüncesine dayanan dünya görüşlerinin inandırıcı olamayacağını ileri sürer. Frankfurt Okulu’nun ‘akla’ yönelik Eleştirel Teorisine yakın durur. Artan rasyonelleşmenin özgürlüğü azalttığını vurgular. Köleliği arzulayabilecek ve köleliğe seve seve boyun eğebilecek bir ‘neşeli robotlar’dan oluşan karamsar bir toplum tablosu çizer. Toynbee ve Mills ‘Postmodern’ dönemden bahsederler.
Bugünkü anlama yakın olarak postmodern terimi, 1961 yılında Huston Smith tarafından ortaya atıldı. ‘Batı Düşüncesinde Devrim’ başlıklı yazısında yirminci yüzyılda Batı’da ‘postmodern zihin’i doğuran bir değişme olmuştur. Öyle ki bu zihniyet, bilimi, felsefeyi ve sanatı büyük ölçüde etkilemiştir. Bu postmodern zihniyet nedir? Smith’e göre gerçekliğin ve onun yasalarının insan aklı tarafından kavranabileceğini ileri süren modern dünya görüşünden, gerçekliğin bilinemeyeceğini ileri süren postmodern görüşe doğru bir kayma olmuştur. Kuşkuculuk ve gerçeğin bilinemeyeceği gibi düşünceler ön plana çıkmıştır.
1960 ve 1970’li yıllarda postmodern terimi, kültür alanında modernizme karşı olan anlayışı dile getirmek için kullanılıyordu. O yıllarda modernizmin kültür anlayışından radikal kopuşlar üzerine tartışmalar yapılmıştı. Moderniteyi eleştiren entelektüeller, postmodern kültürü selamlamışlardı. Onlara göre postmodern kültür, modernliğin baskıcı ve elitist yanlarına karşı çıkan olumlu bir gelişmedir. Postmodernist kitle kültürünün ortaya çıkması modernizmin yüksek sanat-aşağı sanat anlayışına indirilen darbedir; elitist sanatın çöküşüdür.
O dönemde postmodern kültüre karşı olumsuz tavır takınanlar var elbette. Postmodern kültürün gelişmesi olumsuz bir gidişat olarak eleştirilir. Çünkü postmodern kültür, Aydınlanmanın akılcılığını inkar eder ve anti-entelektüel bir eğilime sahiptir. Ayrıca postmodern kültür, toplumsal değişime hizmet etmekten ziyade statükoyu korumaya yöneliktir.

 

Steven Best-Douglas Kellner, Postmodern Teori, s. 19
Arnold Joseph Toynbee, isim benzerliği yüzünden genellikle 1852-1883 yılları arasında yaşamış ve ekonomi tarihçisi olan amcası Arnold Toynbee ile karıştırılır. Amca Arnold Toynbee ‘sanayi devrimi’ kavramını dile kazandıran biri olarak tanınıyor.
Frankfurt Okulu filozoflarından Horkheimer ve Adorno, ‘Dialektik der Aufklarung’ (Aydınlanmanın Diyalektiği) aklın kendi karşıtına dönüştüğünü savunmuşlardı. Hatta ‘aklın’ özgürleşme vaatlerini baskı altında tutmanın bir aracı haline geldiğini ileri sürmüşlerdi.

 

Aydınlanmayı eleştirenler, ‘kültür’ kavramına aşırı önem verirler. Kültür üzerine tartışmalar öncelik kazanır. Kültürü, toplumun ekonomik yapısından izole edecek şekilde ele alan bir anlayış gündeme gelir. Bu anlayışı sosyolojide görmek mümkün. Kendini ‘Kültür Sosyolojisi’ olarak tanıtan bilim dalı ortaya çıkar. Kültür sosyolojisi, Alman sosyolojisi üzerinde etkili olmaktadır. Alman Sosyolojisinin, toplumsal sorunların ekonomik temelden bağımsız olduğu düşüncesinden hareket etmesi de bundandır. Sosyoloji, ekonomik temelinden soyutlanıyor. Sadece ekonomik temelden soyutlanarak ele alınmaz, aynı zamanda tarihsel gelişmeden de ayrı olarak ele alınır. Sosyolog Ferdinand Toennies’in ‘Gesellschaft’ (toplum) ve ‘Gemeinschaft’ (cemaat) ayrımı bir örnektir. Toplum olarak kapitalist toplum, cansız, mekanik ve ruhsuz, cemaat ise canlı ve organiktir. Toennies’un bu düşüncesi metodolojik önem kazanır. Ve daha sonra Alman sosyolojisinde önem teşkil eden ‘Medeniyet’’ ve ‘Kültür’ zıtlığını ileri süren tutucu düşüncenin temelini oluşturuyor.
Kimi entelektüeller, estetik ve kültür alanında modernizmin öldüğünü iddia ederek, postmodern sanat ve kültür üzerine tartışmaya başlamışlardır. Kimi filozoflar ise felsefe alanında modern felsefe geleneğinin bitmiş olduğunu ileri sürerler. Nietzsche, Heidegger, Derrida akla dayanan modern felsefe geleneğine saldırarak irrasyonal (akıldışı) felsefeye zemin hazırladılar.
Son 20 yılda modernizmi savunanlar ile modernizme saldıran postmodernist yazarlar arasında tartışma başladı. Postmodernizmi eleştiren yazarların çıkış noktaları birbirinden farklıdır. Kimileri postmodernizmin geçici bir moda olduğunu, kimileri postmodernizmin aydınların aldatıcı bir icadı olduğunu iddia etmekteler. Alman filozofu Habermas, postmodernizmin muhafazakar bir ideoloji olduğunu ileri sürdü. Habermas’a göre postmodernistler özgürleştirici modern teorilere ve değerlere saldırmaktadırlar.
‘Post’ kelimesi modern olmayanı tanımlar. Yani modernizme özgü teori, kültür ve pratikleri olumsuzlama ve onları aşma anlamına gelir. Postmodernist düşünürler, modern düşüncenin baskıcı ve tekleştirici olduğunu iddia ederler. Bu nedenle modernizme özgü tüm düşünce biçimlerinden kopmayı önerirler.
Postmodern Düşüncenin Kaynakları
Postmodern düşüncenin kaynağı konusunda farklı görüşler var. Bu görüşlerin çoğunluğu postmodernizmin kaynağı konusunda tek-boyutlu yaklaşımları ileri sürmekteler. Örneğin kimilerine göre postmodernist düşünceler yapısalcılığın krizinden doğmuştur. Kimilerine göre postmodernizm, işçi sınıfı hareketinin dünya çapında başarısızlığının ve yenilgisinin ürünüdür. Bürokratik Sosyalizmin çözülmesi bu konuda önemli rol oynamıştır. Kimilerinin nazarında ise postmodernizm, sosyal demokrasinin tamamıyla burjuvaziye eklemlenmesinin sonucu olarak kötümserlikten kaynaklanan düşüncedir; kimileri için de postmodernizm kapitalizmin yeni bir aşamasıdır.
Tek-yanlı analizler bizi doğru sonuçlara götürmez. Konuya çok boyutlu yaklaşmak gerekir. Bizce postmodern düşüncenin çeşitli kaynakları vardır. Ama biz dört temel kaynak üzerinde kısaca duracağız.
1. Kapitalist toplumdaki kriz ve çürüme.
Tarihin çeşitli dönemlerinde toplumun her alanında yaşanan ağır krizler, bazı koşullarda toplumda çürümeye yol açar. Böylesi koşullar, her türlü kötümserlik yayan düşünceler için zemin oluşturmaktadır. İçinde yaşadığımız dönemde dünyada yaşanan sorunlar ve kapitalist sistemin bu sorunları çözmekte başarısızlığı entelektüeli etkiler. Ne var ki sorunları ve krizi aşacak alternatiflerin üretilememesi kötümser felsefeleri besler. Ütopyasını yitirmiş entelektüel en hızlı bir biçimde kötümserliğe savrulurlar.
Böylesi kriz dönemlerinde çeşitli düşünceler ileri sürülür. Özellikle ‘Kültür Krizi’ne vurgu yapılır. Kültürün, kriz içinde olduğu dillendirilir. Bu vurgu ve dillendirmeler kültürel krize neden olan kapitalizmi sorgulamıyor, tam tersine kapitalizmin gerçek ekonomik-toplumsal çelişkilerini gizlemek için kültür krizini gündeme getiriyor. 1980’li yıllarda postmodernizmin felsefe, bilim, politika ve ahlak alanlarına sızması isabetlidir.
Toplumun maddi (açlık, yoksulluk, savaş vb.) ve manevi (ahlaki çöküşü, yabancılaşma, duyarsızlık, ilgisizlik, tüketim fetişizmi vb) çöküş yaşadığı durumlarda genel olarak şu 2 öznel reaksiyoner eğilimler ortaya çıkıyorr: a- Mistik ve dinsel eğilimler; b-İnsan doğası hakkında bulanık ve saptırıcı görüşler.
Postmodernist düşünürler bir tarafta kapitalist toplumun sorunlarına parmak basarlar, öte tarafta kapitalizmin alternatifsiz olduğuna ve sonsuzluğuna inanırlar. İnsanın, inandığı bir şeyi, sorgulaması ve irdelemesi pek ender rastlanan bir durumdur. Bu nedenle postmodernist düşünürler, kapitalizmi sorgulamak ve irdelemekten yoksundurlar. Sadece yüzeydeki sorunlara eleştiri yöneltiyorlar. Hastalığın kaynağına karşı değil, belirtilerine karşı tedavi uygulayan yeteneksiz doktorlara benziyorlar.
2. Kapitalizm koşullarında ortaya çıkan yeni olgular.
Önemli teknolojik devrimler gerçekleşmiştir: a-) Mikro-biyoloji; b-) Mikro-elektronik; c-) İletişim Teknolojisi; d-) Kuantum fiziği. Postmodernist düşünürler, bir takım değişim ve dönüşümlere dikkat çekmişlerdir. Artık sanayi sonrası dönemde bilgisayarlaşan toplumda bilginin konumunun değiştiğini ileri sürmekteler.
Postmodernist düşünürler, genellikle değişimleri kendi amaçları konusunda istismar etmektedirler. Postmodernistler, sanayi toplumunu ve teknolojik uygarlığı analiz ederlerken, toplumsal ve sınıfsal ilişkilerin analizinden kaçınmaktadırlar. Postmodernist düşünürler, teknolojik gelişmeye gereğinden fazla vurgu yaparken, sınıf egemenliğine değinmekten kaçınıyorlar. Evet teknoloji, toplumun bazı alanlarında önemli değişiklere yol açmıştır. Ama burjuva sınıfının egemenliğinde esaslı bir değişim olmamıştır. Sınıf çelişkisi kısmen yumuşamıştır, ama sınıf sömürüsü ortadan kalkmamıştır. Postmodernizm teknolojik alandaki değişimler ve bu değişimin toplumsal kültür üzerindeki etkisiyle ilgilenmişlerdir. Ama teknoloji ile sermaye ve toplumsal gelişme arasındaki bağıntıları yeterince analiz edememişlerdir.
3. Sosyalizm adına Sovyetler Birliği’nde yapılanların yarattığı hayal kırıklığı.
Eşitlik ve özgürlük düşüncesiyle ortaya çıkan sosyalizm söylemi, özellikle Rusya’da bürokratik yozlaşmaya uğramıştır. Toplumun özgürlüğü adına, bireysel hakların ihmal edildiği anlaşılıyor. Bürokratik sosyalizmin uygulamaları ve daha sonra çözülmesi sol entelektüeller arasında hayal kırıklığı yaratmıştır. Devletçi-bürokratik sosyalizm pratiği sosyalizme karşı eleştirel düşüncelerin ortaya çıkmasına zemin teşkil etmiştir. Hayal kırıklığı, sosyalizm karşıtı felsefe ve düşünceler için önemli bir payandadır.
4. Birçok felsefi ekolün krize girmesi.
Varoluşçuluk, Yapısalcılık ve Marksist düşüncenin gerilemesi ve krize girmesi bunların başında gelir. Postmodern düşüncenin izini sürmek önemlidir. Son 150 yıldan beri felsefeyi ‘akıl’cılıktan ve ‘bilgi’den kurtarma girişimleri olmaktadır. Schopenhauer’la başlayan ‘akıl’ ve ‘bilgi’ karşısındaki kuşkuculuk, ‘akla güvensizlik’ eğilimlerine sürekli yol göstermiştir.
20. yüzyılın ikinci yarısında ‘Yeni Platonculuk’ ve ‘Yeni-Kantçılık’ gibi adlarla farklı idealizmler ortaya çıktı. Bu yeni idealist felsefelerin amacı eski felsefelere dönüş değil, materyalizme karşı savaşımda yararlanacakları yeni idealist silahlara kavuşmaktı. Bu yeni akımlar eski kaynakları, Platon’u, Kant’ı Hegel’i çarpıtmakta başarılı oldular. Bu yeni idealist felsefeler çok geçmeden şunu gördüler: Materyalizme karşı savaşta etkili olmak için önce felsefeyi içerden çökertmek gerekir. Genel olarak felsefeyi içerden çökertmeyi materyalist felsefeye karşı en etkin yol olarak gördüler. Felsefe’nin temeli olan Akıl’ı felsefenin elinden almaya çalıştılar. Aklın yıkıldığını ve akla güvenmenin yanlış olduğunu dile getirdiler.
Felsefe, epistemoloji ve toplum bilimleri alanında 1970 yıllarında postmodern düşünceler ortaya çıkar. Postmodern kavramı, genellikle geçmişten kopmayı, geçmişi aşmayı ifade etmeye çalışmaktadır. Postmodern düşünce Fransa’da ortaya çıkmış, oradan ABD’ye gitmiş, oradan da Public Relaton endüstrisi aracılığıyla tüm dünyaya yayılmıştır. Dünyaca tanınan Baudrillard, Lyotard ve Foucault gibi düşünürlerin Fransız olması rastlantı değil.
POSTMODERNİZM TANIMLARI
Postmodernizmi tam anlamıyla belirlemek veya tanımlamak zordur. Çünkü postmodernist yazar ve düşünürlerin görüşleri arasında çok farklılıklar bulunmaktadır. Kimilerine göre postmodernizm, meta-anlatılara inanmazlıktır (Lyotard). Kimine göre ‘radikalleşmiş modernite’(A. Giddens), kimisi için ‘geç kapitalizmin mantığıdır’ (F. Jameson). E.Gellner’e sorulacak olursa postmodernist akım, göreceliğin, yaşayan ve günümüzde karşımıza çıkan bir türüdür. Postmodernizmi ‘gösteri toplumunun’ (G. Debord) kültürü olarak ele alanlar da var. Alman filozofu Habermas’a göre postmodernizm ‘yeni muhafazakarlık’tır. Daha başkaları açısından da postmodernizm, sağ-sol, doğru-yanlış, bilim-din gibi karşıtlıkları aşmaya çalışan bir düşüncedir.
Görüldüğü gibi postmodernizm konusunda ortak bir görüş yoktur. Postmodernizm içinde alabildiğine değişik felsefe eğilimleri bir araya gelmektedir. Birbirinden son derece farklı konumlar ya da tutumlar göze çarpıyr. Bu nedenle postmodernizmi, kendi içinde bütünlüğü olmayan eklektik felsefi düşüncelerin toplamı olarak görmek daha doğrudur. Zaten bütünlük, sistem, homojen, birlik, evrensellik kavramlarını reddeden postmodernistler için bu doğaldır. Postmodernist düşünürler arasında farklılıkların olması, bizzat postmodernizmin bir özelliğidir. Çünkü postmodernizm, bölünmüşlük, farklılıkların tanınması, heterojenlik üzerine kurulmuştur. Bütünlük, birlik vb. kavramlar postmodernizmin amaçlarına terstir.
En çok sorulan sorulardan biri şudur: Postmodernizm modernizmden radikal bir kopuş mudur yoksa modernizmin değişik biçimde bir devamı mıdır? Bilimin doğasında yeni bir değişme olduğunu iddia eden Lyotard için postmodernizm, modernizmden kopuştur.
Postmodernizm kavramı çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Bu anlamları şöyle sıralayabiliriz:
• Modernizm devamı olarak postmodernizm: Bu anlamda postmodernizm modernizmin ‘radikal’ devamıdır.
• Modernizmin karşıtı ve onun aşılması olarak postmodernizm: Yaşadığımız çağ, modernizmin aşıldığı ve onun karşıtı bir çağdır. Modernitenin ideolojilerinden, üsluplarından ve pratiklerinden net bir kopuş yaşanmaktadır.
• Kapitalizmin yeni bir aşaması olarak postmodernizm: Kapitalizmin yeni bir safhası olarak tanımlanmakta. Sanayi ötesi, tüketim toplumu, ulus ötesi ve milletler üstü gibi kavramlarla ifade edilmektedir.

 

Bazı yazarlar modernite ve modernizm kavramları arasındaki ayrıma dikkat etmiyorlar. ‘Postmodernizm’, ‘postmodernite’ ve ‘postmodernlik’ kavramları aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu ise belirli bir kafa karışıklığı yaratmaktadır. Burada hatırlamakta yarar var. Postmodernizm esasta estetik, sanat ve kültür alanındaki değişiklikleri ifade ediyor. Postmodernite (postmodernlik) ise tüm toplumsal sürecin bütün (ekonomik, siyasal, kültürel, estetik, düşünsel vb.) alanlarındaki dönüşümlerin tümünü içerir. (Bkz. Modernite ve Modernizm) Postmodernite anlamının yerine postmodernizm kavramı daha yaygın kullanılmaktadır. Bu nedenle bu bölümde bu kavramlar arasında ayrım yapılmasına çok bağlı kalmadım. Bu kitapta postmodernizmi iki şeyi birden kapsayacak biçimde kullandığım yerler olabilir.
Meta-anlatılar sözcüğü ile kastettiği şudur: İdeolojiler, yani dünyayı ve toplumu bir bütünlük olarak algılayan teoriler ve düşünce sistemleri, bakış açıları. Aklın tüm doğruyu bulabileceği ve insanlığı kurtuluşa götüreceği iddiası ve bu temelde tüm faaliyetleri düzenleme ideali ve ideolojisi.

 

Modernizmin kültür ve sanat alanındaki değişimlerinin ifadesi olarak postmodernizm.
Postmodernizm ne bir ‘okul’dur, ne bir teori, ne de bir hareket. Modernizme tepki temelinde ortaya çıkan, ilkesizliği ve kuralsızlığı savunan bir düşünce biçimi. Postmodernizmi savunanlar, bu düşüncenin insanı özgürleştireceğini iddia etmektedirler. Gerekçeleri ise şöyle: Modernitenin ileri sürdüğü teoriler veya modeller, ‘tek doğru’, ‘tek gerçek’ ‘tek düşünce’ gibi söylemle ortaya çıkarlar. İnsan özgürlüğünü dışlarlar. Bu nedenle modernitenin tüm teori ve modellerine karşı olmak gerekir.
Postmodernizm, çeşitli düşünce biçimlerini içermektedir. Belirli kuralı ve belli bir sistematiği yoktur. ‘Bütün’ü ve ‘sistemi’ reddetmektedir. Bu çeşitli yorumlara rağmen postmodernizm değerlendirilmesinde iki eğilimi saptamak mümkün: Birinci eğilime göre postmodernizm, modernizm sonrası demektir; yani postmodernizm, modernizmin başka düzlemde devamıdır; ikinci eğilime göre ise postmodernizm, anti-modernizmdir, modernizmin reddidir, modernizme karşıttır.
Postmodernizmin önemli özelliklerinden biri, bulanık olması, açık olmamasıdır. Ernst Gellner postmodernizmin açık sözlü olmadığına dikkat çekiyor:
“Postmodernizm günümüze özgü bir akımdır. Şimdiden güçlenmiş, moda haline gelmiştir. Bunlar bir yana, bu postmodernizmin ne menem bir şey olduğu hala açık değildir. Gerçekten de postmodernizmin göze çarpan özellikleri arasında açıklığa rastlamak olanaksızdır. Genellikle postmodernizm, açık sözlülüğü bir ilke haline getirmemiştir. Ama bu kadarla kalmaz. Açıkça konuşmayı fırsat düştükçe reddeder. Her şey bir yana, açık olan şu ki, postmodern inancın 39 ilkesi ya da postmodernist manifesto diye bir şey yok ki, ona bakıp içerdiği tasarımları tam anlamıyla belirleyebildiğimizden emin olalım”.
Açık sözlü olmamak, çeşitli anlamlara gelecek şekilde konuşmak postmodernizmin tipik özelliklerinden biridir. Yanlış anlamaları da meşru gösteren postmodernizm, çok-anlamlılığı, farklılığı kendine ilke edinir.
Postmodernizmi, ‘krize girmiş yeni-modernizm’ olarak değerlendiren A. Huyssen, şöyle yazıyor: “Günümüz postmodernizmi hakkında işaret etmek istediğim nokta, postmodernizmin gelenek ve yenilenme, muhafaza etme ve yenilik, kitle kültürü ve yüksek sanat arasındaki, artık ikinci terimlerin birinciler karşısında otomatik olarak ayrıcalıklı olmadıkları bir gerilim alanında; artık ilerleme versus reaksiyon, sol versus sağ, şimdi versus geçmiş, modernizm versus gerçeklik, soyutlama versus temsil, avangard versus Kitsch gibi kategoriler içinde kavranamayacak bir gerilim altında işlemekte olduğudur. Modernizme ilişkin klasik açıklamalarda her şeye rağmen merkezi bir rol oynayan böylesi ikiliklerin çökmüş olmaları gerçeği betimlemeye çalıştığım değişikliklerin bir parçasıdır”.
Yazar şöyle devam ediyor: “Postmodernizm, en derin düzeyinde, sadece modernist kültürün yörüngesini nitelendiren daimi yükseliş ve iflas, tükeniş ve yenilenme döngüsü içindeki başka bir krizi temsil etmez. Daha ziyade, modernist kültürün yeni tipte bir krizini temsil eder”.(abç)
Postmodernizmin yanılsamalarına tavır alan Terry Eagleton da şöyle yazmaktadır: “Postmodernizm sözcüğü, genellikle çağdaş kültürün bir biçimine göndermede bulunur; buna karşılık postmodernlik terimi özgül bir tarihsel dönemi çağrıştırır. Postmodernlik, klasik hakikat, akıl ve nesnellik nosyonlarından, evrensel ilerleme ve kurtuluş fikrinden, bilimsel açıklamanın başvurabileceği tekil çerçeveler, büyük anlatılar ya da nihai zeminlerden kuşku duyan bir düşünce tarzıdır. Postmodernlik, Aydınlanma’nın bu normlarına karşı, dünyanın, olumsal, temelsiz, çeşitli, istikrarsız, belirlenmemiş nitelikte ve bir dizi dağınık kültürlerden ve yorumlardan ibaret olduğunu bildirir; bu da hakikat, tarih ve normların nesnelliği hakkında belli ölçüde bir kuşkuculuğu besler”.

 

Ernst Gellner, Postmodernizm İslam ve Us, s. 41
Andreas Huysen, Postmodernin haritasını yapmak. (Modernite versus Postmodernite, içine s. 125-126)
Terry Eagleton, Postmodern Yanılsamalar, s.9

 

 

E. Gellner’e göre postmodernizm, tek, kapsayıcı, nesnel, dışsal ya da aşkınsal doğruluk tasarımına diş bilemektedir. “Yanıp sönen bir kültürel moda olarak postmodernist akım, göreceliliğin, yaşayan ve günümüzde karşımıza çıkan bir türüdür… Başlangıçta (daha sonra gözden düşen) felsefesini formüle ederken Wittgenstein şöyle demişti: Dünya nesnelerden değil, olgulardan oluşan bir bütündür. Şimdiki entelektüel iklimde dünyanın nesnelerden değil, anlamlardan oluşan bir bütün olduğu yolunda bir duygunun kokusunu almak mümkündür”. (abç)
Postmodernizmi ‘kapitalizmin değişen derisi’ olarak değerlendiren Aydın Çubukçu şunları yazıyor: “Postmodernizm, pek çok eleştirmenin üzerinde birleştiği bir görüşe göre, modernizmin aşılması, ya da inkarı değil, onun bir devamıdır. Modernizme olan eleştirisi, hiçbir zaman modernizmin nesnel-maddi temellerine yönelmemiş, modernizmi doğuran kapitalizm, postmodernizmin eleştirisinin konusu olmamıştır. Aksine, postmodernizm, çağın emperyalist kapitalizminin ortaya çıkardığı görüntülerin bir övgüsü olmuş, bu görüntüler açısından, geçmiş yüzyıllarda kapitalizmin yarattığı düşünce biçimlerini, sanatı, felsefeyi, yaşam tarzını siyasal yapıları eleştirmiştir. Söz konusu olan, kapitalizmin eleştirisi değil, eskimiş kapitalist ideolojilerin ve sanat anlayışlarının yenilenmesi çabasıdır. Bu yüzden, postmodernizm, modernizmin ‘sonrası’ değil, bir bakıma onun kapitalizmin ideolojisi olarak sona ermekte olduğunun ilanıdır.”
Kimi yazarlara göre, postmodernizm, dünyayı tutarlı ve uyumlu bir bütün olarak tecrübe etmede yetersizliğimiz konusunda modernizmden ayrılır. Gencay Şaylan şöyle tarif ediyor: “Postmodernizm nedir sorusuna verilecek en kısa yanıt, modernizmin toptan radikal eleştirisidir şeklinde formüle edilebilmektedir. Burada eleştiri yolu ile modernizmi yeniden kurmak değil bütünü ile yadsımak sözkonusu olmaktadır”.
İlhan Tekeli ise modernizmi aşmaya çalışan postmodernizm konusunda şunları yazıyor: “Modernizmi aşmaya çalışan postmodernizm, ilerleme, nedensellik, bütünlük gibi kavramların artık geçersiz hale geldiğini iddia eder. Bu nedenle, postmodernizmin söylemi de ilerleme, süreklilik, bütünlük, belirlenme kavramlarıyla değil, süreksizlik, kişilik, parçalanma, belirlenmezlik kavramlarıyla kuruluyor”.
İngiltere Başbakanı Tony Blair’in gözdesi ve toplumsal değişimi konu edinen, ayrıca Marksizm’i reddeden A. Giddens, günümüz dünyasını ‘radikalleşmiş modernite’ veya ‘geç modernite’ olarak adlandırmaktadır. Bu kavramları şöyle izah ediyor:
‘Radikallaşmiş modernlik’, geleneğin ve doğanın artan erozyonu anlamına gelir. “Modernliğin radikalleşmesi daha açık ve sorunlu bir gelecekle karşı karşıya kalmak ve daha düşünümsel bir yaşam sürmeye zorlanmak demektir… Diğer insanların postmodern dedikleri şeyi.. modernliğin radikalleşmesi olarak görüyorum. Moderliğin dinamikleri varlığını sürdürmektedir; kapitalizmin yayılması, bilimin ve teknolojinin dönüştürücü etkisi, kitle demokrasisinin yayılması gibi. Bu yüzden postmodernlikten ziyade düşünümsel modernleşme üzerine konuşmayı tercih ediyorum”.
J.F. Lyotard, postmodernizmi, ideoloji ve dünya görüşlerine inanmazlık olarak değerlendirmektedir: “Ekstrem olarak basitleştirme amacıyla postmodern’i meta anlatılara yönelik inanmazlık olarak tanımlayacağım. Bu inanmazlık bilimdeki ilerlemenin ürünüdür”.
Postmodern düşünce çeşitli akımları barındırmaktadır. Bu akımlar entelektüel gıdalarını farklı kaynaklardan almaktadırlar. Postmodernizmin değirmenine üç kaynaktan su taşınıyor:

 

 

Ernst Gellner, Postmodernizm, İslam ve Us, s. 43
Aydın Çubukçu, Özgürlük Dünyası, http://www.evrenselbasim.com/od/yazi.asp?id=318
Alex Collinicos, Postmodernizme Hayır, s. 35
Gencay Şaylan, Postmodernizm, s. 89
İlhan Tekeli, Modenite Aşılırken Siyaset. s. 52
Christopher Pierson, Modernliği Anlamlandırmak, Giddens ile söyleşiler, s. 108
J.F.Lyotard, Postmodern Durum, s. 12